Neden gölgelerde sürünüyorsun, cehennemin rutubetine çağrılmayı
bekleyen yenik bir dev gibi ?
Çok şeyin var. Hayır duaların bardağından taşıyor. Onları sana öyle
bir cömertlik ve sıklıkla verdim ki lüks içinde şımarmış bir çocuk
gibisin, onların farkında değilsin.
Cevap ver bana.
Kendine cevap ver.
Yaşlı, hasta, sakat, muhtaç ama zengin bir adam, senin hafife aldığın o
kutsallığa sahip olabilmek için, kasasındaki tüm altını verirdi.
O halde, mutluluk ve başarının ilk sırrını öğren.. Bu senin hazinen,
bugünden başlayarak yeni ve daha iyi bir gelecek kurmana yarayacak araç gereç.
O yüzden şimdi sana diyorum ki şükretmen gerekenleri gör ve şimdiden benim
en büyük eserim olduğunu bil.
Bu yaşayan bir ölü olmaktan kurtulmanı ve dünyanın en büyük mucizesini gerçekleştirmeni sağlayacak ilk kural.
Yoksulluk içinde öğrendiğin derslere şükret. Çünkü az şeyi olan,
fakir değildir ; yalnızca çok isteyen fakirdir. Gerçek güvenlik insanın
sahip olduklarında değil, sahip olmadıklarındadır. Başarısızlığına sebep
olan engellerin nerede ? Onlar yalnızca senin zihnindeler.Şükretmen gerekenleri gör.
İkinci kural da birinciye benziyor. Nadideliğini ilan et !
Kendini ufak tefek şeylerle uğraşmaya mahkum ettin ve orada başarısızlığını
affedemeyerek, kendi nefretinle kendini yok ederek, kendini cezalandırarak,
kendine karşı ve başkalarına karşı işlediğin suçlardan iğrenerek öylece yatıyorsun.
Şaşkın değil misin ?
Sen kendini affedemezken, benim seni nasıl olup da affettiğimi,
günahlarını ve acınacak halini nasıl bağışladığımı anlayamıyorsun. Şimdi sana üç
neden sayıyorum. Bana ihtiyacın var. Sen sıradanlığın gri yığını içinde,
yok oluşa doğru giden bir hayvan sürüsü değilsin. Ve sen bir nadidesin !
Rembrandt 'ın bir resmini, Degas 'ın bronz bir heykelini, Stradivarius 'un
bir kemanını ya da Shakespeare 'in bir oyununu düşün. Bu kadar
değerli olmalarının iki nedeni var. Onların yaratıcıları ustalardır ve
sayıları azdır. Ayrıca onların bir eşine rastlamak mümkündür.
Bu yüzden sen dünya üzerindeki en değerli hazinesin, çünkü seni kimin
yarattığını biliyorsun ve sen yalnızca bir tanesin. Dünya kurulduğundan
beri, senin tıpatıp aynın bir kişi daha olmamıştır.. Dünyanın sonu
gelene kadar da asla, senden bir tane daha olmayacaktır.
Özelliğinin ve tekliğinin hiçbir zaman farkına varmadın. Yine de
dünyadaki en nadide varlıksın.
Yüce aşk anında babandan sayısız aşk tohumu aktı, dört yüz milyondan
fazla.
Hepsi, annenin içinde yüzerken öldü. Bir tanesi hariç ! Sen.
Annenin sevgi dolu sıcaklığında yaşadın, diğer yarını, annenden tek
bir
hücre, iki milyon tanesi ancak bir meşe palamudunu dolduracak kadar ufak bir
hücre arayarak.
Yine de sen tüm imkansızlıklara rağmen o karanlık ve felaket okyanusunda
yaşadın, o ölümsüz hücreyi buldun, onunla birleştin ve yeni bir yaşama
başladın. Senin yaşamına.
Sen geldin, her çocuk gibi, henüz insandan umudumu kesmediğim
mesajını getirdin. İki hücre bir mucizede birleşti. İkisinde de yirmi üç
kromozom ve her kromozomda yüzlerce gen olan, her biri gözlerinin renginden,
davranışlarına, beyninin ölçüsüne kadar senin özelliklerini taşıyan iki hücre.
Tek buyruğumla, babanın dört yüz milyon sperminden biriyle, annenin
ve babanın kromozomlarındaki yüzlerce genden birini birleştirip, her biri
diğerinden farklı, üç yüz bin milyar insan yaratabilirdim.
Ama kimi yarattım ?
Seni ! Tek bir tür. En nadide. Paha biçilmez bir hazine. Zihni, konuşması,
görünüşü, hareketleri, davranışları yaşamış, yaşayan ve yaşayacak hiç
kimseye benzemeyen.
Bir kralın hazinesine bedelken, kendini niye kuruşla ölçüyorsun ?
Seni aşağılayanları neden dinledin ? Daha da kötüsü onlara neden
inandın?
Artık nadideliğini karanlıkta saklama. Onu göster. Dünyaya göster.
Kardeşinin yürüdüğü gibi yürümeye, liderinin konuştuğu gibi konuşmaya,
vasatların çalıştığı gibi çalışmaya çalışma. Bir başkasının yaptığını yapma.
Asla taklit etme. Şeytanı taklit eden örneği aşar, iyiyi taklit eden
yetersiz kalır. Kimseyi taklit etme. Kendin ol. Nadideliğini dünyaya
göster ve onlar seni altınla yıkasınlar. İşte bu da ikinci kuraldır.
Hiçbir engelin yok. Sen sıradan değilsin. Kendini aldattığını kabul
et.
Sıradaki şikayetin ne ? Hiç mi fırsat çıkmıyor önüne ?
Öğüdümü dinle. Hepsi geçecek, çünkü sana her türlü işte, başarının
kuralını veriyorum. Yüzyıllarca önce bu kural atalarına bir dağın tepesinde
verilmişti. Bazıları kurala uydu ve yaşamları mutluluğun meyveleriyle,
başarıyla, altınla ve huzurla doldu. Çoğu dinlemedi, büyülü yollara
başvurdular, garip yollara girdiler, ya da yaşamın zenginliklerine
kavuşmak için şans denen şeytanı beklediler. Ümitsizce beklediler. tıpkı senin
gibi, sonra ağladılar, senin ağladığın gibi, şanssızlıklarını bana
bağlayarak.
Kural basit. Genç ya da yaşlı, dilenci ya da kral, siyah ya da beyaz,
erkek ya da dişi hepsi sırrı kendi yararlarına kullanabilirler. Başarının
tüm o kuralları, sözleri, yazıları içinde yalnızca bir metot hiç başarısız
olmamıştır. Onunla bir mil gitmek için çaba gösteren, iki mil gider.
Bu, üçüncü kural. bu zenginlikler yaratan ve rüyalarından bile daha
öteye giden bir sır. Bir mil daha git !
Başarının tek yolu, senden beklenenden daha iyisini yapmaktır, işin
ne olursa olsun. Bu, dünya kurulduğundan beri her başarılı insanın
yaptığı şeydir. Kendini sıradanlaşmaya mahkum etmenin yolu, yalnızca
karşılığını aldığın kadarını yapmaktır.
Eğer aldığın gümüşten fazlasını vermişsen, aldatıldığını düşünme.
Verdiğin güzelliklerin bir terazisi vardır ; eğer bugün karşılığını almazsan,
yarın mutlaka on katını alırsın. Sıradanlık bir mil bile gitmez, neden
kendimi aldatayım diye düşünür. Ama sen sıradan değilsin. Bir mil daha
ilerlemek kendi rızanla elde edeceğin bir ayrıcalıktır. Yapamazsın, onu
engellememelisin. Eğer bırakırsan, diğerleri kadarıyla yetinirsen,
başarısızlığının tek suçlusu sen olursun. Sebep ve sonuç, araç ve
hedef, tohum ve meyve, bunlar ayrılamaz. Sonuç sebepten doğar ; hedef,
araçların içinde vardır ve meyve her zaman tohumundadır.
Bir mil daha git.
Takdir bilmeyen biri için çalıştığını düşünüp kendine dert etme. Ona
daha fazla hizmet et. Ve onun yerine bırak alacaklı olduğun ben olayım. O
zaman bileceksin ki her dakika her verdiğin ekstra hizmet benim tarafımdan
karşılığını bulacaktır.
Ödülün zamanında gelmeyecek diye endişelenme. Ödeme ne kadar
gecikirse, senin için o kadar daha iyi.
Başarıyı çağıramazsın, ancak onu hak edersin , ve artık onun az
bulunan ödülünü almanın sırrını biliyorsun. Bir mil daha git.
Sen benim en büyük mucizemsin.
Sen dünyanın en büyük mucizesisin.
Başarı ve mutluluğun üç kuralı var.
Şükretmen gerekenleri gör ! Nadideliğini ilan et ! Bir mil daha git !
Sabırlı ol. Bunlar göz açıp kapayıncaya kadar olmaz. Zorluklarla
kazandıkların elinde daha uzun süre kalır.
Yeni hayatına başlarken korkma. Her soylu başarı, risklerini de
beraberinde taşır. Birini kazanmaktan korkan, daha fazlasını hiç kazanamaz. Artık
bir mucize olduğunu biliyorsun, ve mucizede korku olmaz.
Gururlan. Sen dikkatsiz bir yaratıcının bir laboratuardaki deneyinin
ürünü değilsin. Anlayamadığın güçlerin esiri değilsin. Sen yalnızca benim
gücümün özgür bir dışa vurumunun, yalnızca benim sevgimin ürünüsün. Sen bir
amaçla yapıldın. Elimi hisset. Sözlerimi duy.
Bana ihtiyacın var! Ve benim de sana!
Yeniden inşa edeceğimiz bir dünyamız var. Bunun için bir mucize
gerekiyorsa bundan bize ne? Her ikimiz de mucizeyiz ve şimdi birbirimize sahibiz.
Seni dev bir dalgadan alıp, çaresizce kumlara çarptığım günden beri
sana olan inancımı hiç kaybetmedim. Zamanı ölçmeye kalkarsan, bu beş yüz
milyon yıl önceydi. Otuz bin yıl önce kusursuzluğa ulaşana dek, bir çok
model, şekil, ölçü denedim. Bunca yıldır seni düzeltmek için hiç çaba sarf etmedim.
Bir mucize nasıl düzeltilebilir ki? Sen bir mücevherdin ve ben de
memnun olmuştum. Sana bu dünyayı ve hakimiyetini verdim. Sonra tam
potansiyeline ulaşman için, bir kez daha sana elimi verdim, evrendeki hiçbir
yaratığa bahşedilmeyen güçler verdim.
Sana düşünme gücü verdim.
Sana sevme gücü verdim.
Sana seçme gücü verdim.
Sana gülme gücü verdim.
Sana hayal etme gücü verdim.
Sana yaratma gücü verdim.
Sana plan yapma gücü verdim.
Sana konuşma gücü verdim.
Sana dua etme gücü verdim.
Seninle sınırsız bir gurur duyuyorum. Sen benim son eserimsin, benim en
büyük mucizemsin. Tam bir yaşayan varlık. Her iklime, her güçlüğe, her
zorlamaya uyum sağlayabilen. Benden yardım beklemeden kendi kaderiyle
başa çıkabilen. Kendisi ve insanlık için en iyiyi, içgüdüleriyle değil düşünceyle gösterebilen.
Böylece, başarı ve mutluluğun dördüncü kuralına geldik ; hiçbir meleğime vermediğim bir güç bu.
Sana seçme gücü verdim.
Bu armağanla seni meleklerimden de üst seviyeye koydum ; çünkü
meleklerin günahı seçme hakları yoktur. Sana kaderinin tüm kontrolünü verdim.
Kendi özgür iradenle kendi yaradılışının doğasını belirlemene izin verdim.
Ne cennete ne de dünyaya ait olmak zorundasın, kendini istediğin şekle sokmakta
özgürsün. En düşük yaşam biçimini benimsemekte özgürsün, ya da ruhunun
değerlendirmesiyle, en yüce formda yeniden doğabilirsin ki onlar ilahidir.
Senin yüce gücünü, seçme gücünü elinden almadım hiç. Bu inanılmaz güçle ne
yaptın ? Kendine bak. Yaşamında yaptığın seçimleri düşün ve hatırla, şimdi
o acı anları yaşamamak için bir şansın daha olsaydı, dizlerinin üzerine
çökerdin.